Bosna ve Aliya'nın Manevi Dünyası - Mikail Türker Bal
MİKAİL
TÜRKER BAL
Beş yüz yıl önce Anadolu’dan Bosna’ya bir eren
gelmiş. İslam’ın nurunu, irfanını ve güzel ahlakını da yanında getirmiş. Anadolu’nun erenleri Orta Asya’dan,
Horasan’dan, Bosna’nın erenleri ise Anadolu’dan gelmiştir hep. Çünkü güneş her
zaman doğudan yükselir diye sözlerine başladı.
Mesela Ayvaz Dede de Bosna-Hersek’te yaşamış
en ünlü kişilerden biridir. Hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır. 15.
yüzyılda, Manisa-Akhisar’dan Bosna’nın Prusac (Prusats) bölgesine gelmiştir.
Fatih Sultan Mehmet’in Bosna’yı fethi sırasında (1463), İslamiyet’i yaymak için
getirdiği 40 şeyhten biridir. Gönüller fethedildikten sonra hangi ordu gelirse
gelsin dikilen o iman kalesi asla yıkılmaz. İşte bugün Bosna’da Prusats (Akhisar)
kasabasında kabri bulunan, aslen Manisa-Akhisar’lı olan Ayvaz Dede Bosna’ya
İslam’ın mührünü vuran kolonizatör dervişlerdendir dedi.
Aliya İzzetbegoviç’in görüşleri ışığında İslam
dünyası için yeni bir medeniyet hamlesi yapma zarureti ve bunun şartlarını
irdelemektir. Yeni bir medeniyet hamlesi yapmak için öncelikle oryantalist
bakış açısından kurtulup hayata kendi değerler sistemimizle bakabilmek;
medeniyet hamlesi yapabilecek insanı inşa etmek zorundayız. Yani “yeryüzünün
öğretmeni olmak için, gökyüzünün öğrencisi olmak” gerekmektedir diyerek
sözlerine devam etti.
Aliya’nın da vurguladığı gibi, İslam’ın son yenilgisi olan Birinci Dünya Savaşı akabinde İslam toplumunun aydınları, Toynbee’nin ifadesiyle herodyan bir değişimi benimseyerek kendilerini düşmanla özdeşleştirme yoluna gittiler. Bu tutum, İslam toplumunda bir yarılma, atalet ortaya çıkardı. Aydınların projeleri toplumda karşılık bulmalı diyerek sözlerini tamamladı.